CELAL
İBRAHİM AYDIK
Profesyonel Turist Rehberi
YENİYIL
ÇEŞİTLEMELERİ
Yeniyıla
saatler kala, kutlayanı da kutlamayanı da eski yılla birlikte
değişen bir şeylerin varlığını etrafında iliklerine kadar hissediyor
sanırım. Değişen sadece takvim yaprakları da olsa kültürümüz
ve geleneklerimiz değişiyor aslında. Bu yazının amacı, bu değişimi
sorgulamak değil "noel ve yeniyıl" gelenekleri üzerine
tarihsel bir yolculuk yapmaktır.
Hiçbir
kültürdeki hiçbir figür tam olarak "ari" değildir.
Özellikle de Anadolu gibi bir coğrafyada etkileşim ve değişim
kaçınılmazdır. Öz kültürümüz denince aklımıza gelen imgeler
aslında ne kadar öz ya da ne kadar Türk? Birkaç onyıl, yüzyıl
hatta binyılda benimsediğimiz gelenekler de o "değişim"
süreçleriyle kültürümüze girmedi mi? Yenilik ve değişim tabiî
ki kaçınılmaz ancak bütün dışsal etkilere kontrolsüzce açık
olmanın getirileri ya da tahribatları da sorgulanmalı sanırım.
Bugün için halk kültürümüzün temel taşları Hıdırellez, Aşure,
Nevruz, Nazar, Ocaklık, Kurşun Dökme gibi gelenekler kaynağını
tamamen Türk-İslam kültüründen almayan Hristiyanlıkta, Paganizmde
ya da Şamanizmde kökleri olan inançlar değil midir? Birkaç onyıl
sonra Anadolu'nun ücra bir köyünde, yeniyılda bir çam ağacı
yanında yepyeni gelenekler edinmiş bir Türk ailesi tipi, halk
kültürü araştırmacıları için neden bir araştırma konusu olmasın?
Bugün
dünyanın dört bir yanında Noel ya da yeniyıl denince akla gelen
Noel Baba iyice kişilik değiştirmiş ve yanına bacalara gire
çıka kararmış Kara Pete/Peter'ı (Zwarte Piet) da alarak insanlığın
kamçılanan alışveriş dürtülerine reklam malzemesi olagelmiştir.
Bazı bilim adamlarının gerçekten yaşayıp yaşamadığını bile sorguladığı
bu figür, dünyanın çok değişik yerlerinde farklı farklı isimlerle
bütün gerçekliğiyle yaşamını sürdürmekte; Aziz Nicholas, Der
Weinachtsmann, Pere Noel, Sinter Klaas, Dun Che Lao Ren, Sinterklaas,
Father Christmas, Kris Kringle, Santa Claus, St. Nicholas /
St. Nick, Weihnachtsman, Pere Noel, Balthazar, Papai Noel, Kaledu
Senelis, Julenissen, Julemanden, Jultomten / Tomten, Joulupukki,
Papa Noel, Christkind, Befana, Santa Kurohsu, Three Kings, Basbouschka,
Kerstman, Shengdan Laoren, Dedt Moroz, Santa Nara, Sabdiklos,
Kanakaloka, Viejo Pascuero, Papai Noel, Grandpapa Indian, Mikulas,
Babbo Natale, Hoteiosho, Lan Khoong… bu isimlerden sadece bir
kaçı.
Aziz
Nikolas 1700 yıl kadar önce Likya'nın güzel kenti Myra'da (1)
zeytin ağaçları arasında Myra'nın sevilen bir kişiliği, bir
piskopos olarak yürürken, ününün ve sevgisinin bir gün Likya'yı
aşıp dünyanın dört bir yanına erişeceğini düşünmemiştir elbette.
Dinsel bir kimliği/anlamı da olsa bazı figürler başka inanışlarda
da yer bulup kabulleniliyor; Mevlana'nın cenazesinin arkasından
yürüyen Konyalı Rum ve Museviler, Hacı Bektaş-ı Veli'yi Haralambos
adıyla azizleştiren Kapadokyalı Ortodokslar, Selimpaşa'daki
büyük selde adını sıkça duyduğumuz ve İstanbul'un Ayamama deresine
adını veren Kapadokya'lı Aziz Mamas'ın Gökçe (Mamasın) köyündeki
mezarının Pir Şammas Baba adıyla türbeye çevrilmesi, kiliselerde
bolca tasvirlerini gördüğümüz iki kahraman aziz; George (Aya
Yorgi) ile Thedore'un darda kalanların imdadına yetişen şahsiyetleriyle
İslamiyet'te de Hızır ve İlyas olarak bilinmeleri, çok tanrılı
çağların Yüce Ana'sı Artemis'in Hristiyanlık'ta Kutsal Bakire
Meryem ile özdeşleştirilip İslamiyet'te Mukaddes Meryemana olarak
aynı saygı ile kabullenilişi çok sayıda örnekten sadece birkaçı
olup 20.
yüzyılın ortalarında kültürümüze tutunmaya başlayan Noel Baba'dan
farklı bir süreç izlememişlerdir.
St.Nikolas (Noel Baba)
Noel,
Hristiyan dünyasınca geçmişte kullanılmış takvim farklıları
nedeniyle değişik mezhepler tarafından 24 Aralık ila 6 Ocak
arasında değişen tarihlerde Hz. İsa'nın doğumunun kutlandığı
bir bayramdır. Bununla birlikte, Noel dendiğinde Hz. İsa'dan
çok Pataralı Nikolas akla gelmektedir. Günümüz dünyasının biraz
da ticari kaygılarla yarattığı göbekli, tonton, kırmızı kürkler
içindeki kutupların Noel babası aslında Akdeniz'in sıcak iklimli
Likya bölgesinin antik çağda bir dönem başkentliğini (Lykiarkh)
de yapmış olan ve Likya birliğindeki 3 oy hakkına sahip 6 kentten
biri olan Patara'da (Kalkan-Kaş) 278 tarihinde doğmuştur. Ailesi,
Akdeniz'in uzun sahillere sahip bu kentinde buğday ticaretiyle
uğraşan varlıklı kişilerdir. Anne ve babası bu sevimli bebeğe
"zafer kazanan" ya da "muzaffer" anlamlarına
gelen Nikolas adını koyarlar. Bütün ermiş kişilerde olduğu gibi,
Nikolas'ın da çocukluğu diğerlerinden farklıdır ve ona atfedilen
anlatımlardan birinde, çocukken inşa halindeki bir kilisenin
enkazında kaldığı, annesinin feryatları arasında koca koca taşların
arasından sapasağlam çıktığı söylenir. Nikolas'ın Patara'daki
varlıklı ve mutlu günleri fazla sürmeyecek ve genç yaşında hem
annesini hem de babasını kaybedecektir. Bu andan itibaren kendini
dine adayarak rahip olur. Babasından kalan büyük serveti ise
ihtiyacı olanlara dağıtmaya başlar. Nikolas vaktini hayır işleriyle
geçirmeye başlar. Kendisini çocuklara ve denizcilere adamıştır.
Servetini yoksullara dağıtırken kendisini hep gizler, özellikle
de Noel geceleri çocukları ve yoksul aileleri sevindirmek üzere
evlerin ya bacalarına ya da kapılarının önüne gizlice altın,
oyuncak ve çerezden oluşan hediyeler bırakır. Halk bu yardımsever
kişinin kim olduğunu merak etmekte ve onunla ilgili türlü efsaneler
üretmektedir. Nihayet Nikolas gece hediye dağıttığı bir anda
bir gece bekçisi tarafından fark edilir. Bekçi Onu yakalar.
Çuvalı altın, oyuncak ve çerez doludur. Başlığını çıkartınca
gizemli yardımseverin Nikolas olduğu anlaşılır.
Noel Baba'nın bilinen en meşhur hikayesi ise Patara'da kızlarını
evlendiremeyen fakir bir adamla ilgilidir. Eski çağlardan bugüne
kaybolmaya yüz tutan bir Yunan geleneği olan drahoma (2)
Likya bölgesinde de sürdürülmekteydi. Önceleri zengin olan fakat
sonradan tüm servetini yitiren Pataralı fakir bir adam, kızlarını
evlendirmek için gerekli olan başlık parası drahomayı nasıl
bulacağını bilemez bir halde kaderine dert yanarken, Aziz Nikolas
şans eseri adamı duyar. Zavallı kızlara yardım etmek ister ancak
onları utandırmamak adına, hep yaptığı gibi bu işi de gizlice
yapmaya karar verir. Bir gece bütün ev halkı uykudayken büyük
kızın açık olan penceresinden içeriye bir kese altın atar. Sabah
altınları gören aile çok sevinir ve büyük kızı evlendirirler.
Nikolas diğer kızlar için de para bırakmak amacıyla geldiği
geelerde ise pencereler kapalı olduğundan keseleri bacadan içeri
atar. St. Nikolas'ın tasvirlerde genellikle 3 top veya 3 kese
ile gösterilmesinin nedeni de bu hikayedir. St. Nikolas'ın Noel
geceleri bacadan hediye getireceği inancı da bu hikayeyle ilgilidir.
Kuzey kültürlerinde onun bacadan girerek tahta pabuçların içine,
güney kültürlerinde (ve birçok ülkede) ise çorap kesesine hediye
bırakacağına inanılır. Eskiden Noel'e de denk gelen ıslak kış
günlerinde ıslak çoraplar kurutulmak üzere şömine/ocak kenarına
asılırmış. Haliyle de bacadan giren Noel Baba armağanlarını
sahiplerine ulaştırmak için ele geçmez muzip bir yöntem geliştirecektir!
Çorap şeklindeki hediye keselerinin doğuşunda bu inanç vardır.
Noel Baba aynı zamanda denizcilerin koruyucu azizidir ve
onun denizcilerin kurtarıcısı kabul edilmesi, Patara'dan ayrılarak
çıktığı Hac yolculuğu sırasında başından geçenlerle başlar.
Kutsal topraklardaki ziyaretini tamamlayıp dönerken bindiği
gemi şiddetli bir fırtınaya yakalanır. Aziz Nikola fırtına sırasında
diz çökerek Tanrı'ya yalvarır ve aniden fırtına diner. Gemidekiler
kurtulmuştur. Hatta Nikola'nın fırtına sırasında denize düşerek
boğulan bir denizciyi de duayla dirilttiğine inanılır. Bu olaydan
sonra Aziz Nikola denizcilerin koruyucusu kabul edilir. Hristiyan
gemicilerin denize açılırken söyledikleri "Nikola dümenini
tutsun" dileği, günümüzde "Yolun açık olsun, Tanrı
yardımcın olsun" anlamında kullanılan bir deyim haline
gelmiştir. Ortodoks denizciler sefere çıkarken Noel Baba’ya
güvenli bir yolculuk için dua ederlerdi. Sefer dönüşü ise küçük
bir gemi maketini Aziz Nikola adına adanmış kiliselere hediye
olarak verirlerdi. Haliçteki Aya Nikola Kilisesi’nde bulunan
gemi maketleri bu geleneğin güzel örnekleridir.
Nikola, olaylı Hac yolculuğu sonrası, doğduğu
Patara yerine bir başka Likya kenti Myra'ya uğrar. O sırada
Myra başpiskoposu ölmüştür ve yerine geçecek Piskopos konusunda
din adamları bir türlü anlaşamamaktadırlar. En sonunda sabah
kiliseye gelecek olan ilk yabancının Piskopos olmasını kararlaştırarak
beklemeye başlarlar. Sabah kilisenin kapısından giren ilk kişi
Pataralı Nikolas olur ve yaşamının sonuna kadar piskoposluk
yapacağı Myra (Demre, Antalya) ile yolları bu şekilde kesişir.
Bazı bilim adamları Aziz Nikola'nın mezarının da bulunduğu ve
daha sonraki zamanlarda inşa edilen Demre'nin içindeki kilisede
görev yapmadığını; Myra'nın limanı Andriake'de bulunan bir erken
dönem ibadethane kalıntısından hareketle onun limandaki bu kilisede
görev yaptığını söylerler. Nikola'nın limana gelen denizcileri
kutsamasından dolayı "denizcilerin koruyucu azizi"
sıfatının doğmuş olabileceği düşünülür.
Aziz Nikola mucizelerini sergilemeye Myra'da da devam eder.
Kentte kıtlık yaşanılan bir sene, İskenderiye'den İstanbul'a
mısır götüren bir ticaret filosu, Myra'nın limanı olan Andriake'ye
(Çayağzı, Demre) uğrar. Aziz Nikola limana giderek gemicilerin
gemi başına mısır bağışlamalarını ister. Gemiciler istemeyerek
de olsa denizci dostu bu din adamını kıramaz ve istenen mısırı
verirler. Ancak İstanbul'a vardıklarında gördükleri karşısında
hayrete düşerler; depolarındaki mısır hiç eksilmeden öylece
durmaktadır.
Paganist Roma imparatoru Diocletian zamanında, Hristiyanlar
üzerindeki baskıdan Aziz Nikola da nasibini alır ve sürgün edilerek
hapse atılır(301-315) . İmparator Galerius'un ölüm döşeğinde
yayınladığı bir fermanla 315 yılında serbest bırakılır. Serbest
kaldıktan 10 yıl kadar sonra onu Hristiyan dünyasında popüler
yapan en önemli olaya katılır. Erken Hristiyanlığın, tamamı
Anadolu'da yapılan yedi ökümen (evrensel) konsilinden ilki olan
İznik Konsiline, Myra Başpiskoposu sıfatıyla Monofizit (Tek
Doğa) destekçisi olarak katılır. Burada Arius'a (3) karşı
hararetli bir şekilde Baba, Oğul ve Kutsal Ruhun aynı tözden
(uknum) olduğunu, doğumundan ölümüne İsa'nın tanrı sıfatı taşıdığını
ve çarmıhta acı çekerek ölen kişinin Tanrı olan İsa olduğunu
savunur. İmparator Konstantin'in safını tutan Aziz Nikola; Tanrı,
oğul ve kutsal ruhun birlikte olabileceğini savunurken bir tuğlayı
örnek gösterir; "Ateş, toprak ve su nasıl bir tuğlada bir
arada toplanmışsa, aynı şekilde Tanrı bir ve üç özellikli olabilir!"
der. Onun yaşamıyla ilgili yaygın inanış bu şekildedir ancak
1. İznik Konsiline katılanlar arasında onun ismi geçmediği gibi,
onun gerçekte hiç yaşamadığını bile savunanlar vardır. Filozof
Tyanalı (Kemerhisar) Apollonius hakkındaki bir kitapta, onunla
ilgili birçok rivayet birebir alınarak Aziz Nikolas'a atfedilmiştir
(4).
Denizcilerin, çocukların ve öğrencilerin koruyucusu kabul
edilen Pataralı Nikolas, 6 Aralık 343'de Myra'da yaşamını yitirerek
Myra (Demre) kilisesindeki bir lahde konulur. 1087 yılında ise
bu lahitten ona ait olduğu düşünülen kemikler bölgedeki Selçuklu
egemenliği nedeniyle güneydoğu İtalya'nın liman kenti Bari'ye
götürülür. Noel Baba'nın kemikleri Bari'deki kilisede 1089 yılında
tamamlanan bir kriptaya (5) Papa II. Urban eliyle bırakılır.
Onun ölümünden sonra yaygınlaşan kırmızı kıyafetler içindeki
şişman Noel baba imajı ise, ölümünden 1520 yıl sonra, 1863 yılında
karikatürist Thomas Nast'ın Harper's Weekly dergisinde yaptığı
çizimlere dayanır. Onun popüler imajının kırmızıya dönüşmüş
son halini ise Coca Cola'nın reklam çalışmaları için 1931 yılında
Haddon Sundblum oluşturmuştur.
Aralık Ayının Hikmetleri ve Ocak
ve Yeniyıl…
Noel
Babanın ölüm tarihi olan Aralık ayı aynı zamanda tanrılaşmış
İsa'nın doğum tarihi (25 Aralık) olmakla kalmayıp yüzyıllar
boyu kutsiyet kazandırılmak istenen daha birçok kişiye de rezerve
edilmiş bir aydır!
Osmanlılar
Ocak ayını Arapçada aynı anlama gelen "Kanun" olarak
adlandırmışlardı. Bundan önce gelen ay olan Aralık ise "Kanunievvel"
(1. Kanun) olarak adlandırılıyordu. 10 Ocak 1945'te kabul edilen
bir kanunla 4 ayın adı değiştirildi. Teşrinievvel Ekim'e, Teşrinisani
Kasım'a, Kanunievvel Aralık'a, Kanunisani ise Ocak ayına dönüştürüldü.
İngilizcede December olarak bildiğimiz Aralık ayı Latince 10
anlamına gelen "decem"den türetilmiştir. Eski Roma
takviminde 10 ay vardı. Kış mevsimi, aylara bölünmemiş bir blok
şeklinde tek aydı. Aralık (December) bugün 12. ay iken geçmişte
"decem" yani 10. ay olmasının nedeni, bugün kış mevsiminin
ilk ayı olan Aralık'ın eski yılın son ayı olarak kalırken, kışın
diğer iki ayı Ocak ve Şubat'ın ise yeni yıla ait iki ay olmasındandır.
Yılı mevsimler üzerinden aylara bölersek; Aralık son mevsim
kış ayının ilk, yılın ise 10. ayıdır. Bu durumda eski yıl kışın
son ayı Şubat'ta biterken yeniyıl İlkbaharın ilk ayı Mart'ta
başlamalıydı ve doğu kültürlerinin çoğunda da yeniyıl başlangıcı
Mart içinde değişen tarihlerdir.
Miladi
takvime ilk şeklini veren kişi Julius Sezar; MÖ. 46'da İskenderiyeli
Sosigenes'in tavsiyelerine uyarak mevsim kaymalarına bir son
vermek üzere takvim reformunu yapar. Bu takvim düzenlemesi sırasında,
1 Mart olan yılbaşı 1 Ocak'a alınmıştır. Eski yıldan yeni yıla
geçilen ve yeni yıla kapıyı aralayan ay Türkçe'de Aralık iken,
Ocak ayının İngilizce'deki hali January ise adını tıpkı Aralık
gibi Aralık tanrısı Janus'dan almıştır. Bu duruma uygun olarak,
Janus Roma mitolojisinde bir yüzü geçmişe, bir yüzü geleceğe
bakan Tanrıdır.
Noel-Christmas ve Mithraizm üzerine
Noel
kelimesi Latince "doğuş" anlamına gelen Natalis'ten
türemiştir. Christmas ise Christ ve mass olarak biri Latince
diğeri Yunanca kökenli iki kelimenin Mesih(İsa) töreni/toplantısı
anlamını verecek biçimde birlikte kullanılmasından türemiştir.
İsa'ya İbranicedeki gerçek adı "Yeşua (Kurtuluş)"
yerine verilen Christos (Hristos) adı ise "yağlanmış"
ya da "yağla kutsanmış" anlamına gelir. Pagan inançlarında
tapınılan heykeller bereket ve kutsanma amacıyla yağlanır ve
bu heykellere de "yağla kutsanmış" anlamında Hristos
denirdi. Christ-mass'daki Mass'ın ise ayrıca Persçede Tanrı
anlamına gelen Mazda'nın (Ahura-mazda gibi) batı dillerine geçmiş
hali olduğu da düşünülür. Yine bu kelimelerden hareketle; bugün
İsa'ya inanlara verilen Hristiyan/Christian ismi ise Mesih'in
Takipçileri anlamında ilk olarak Antakya'da kullanılan Kristianos
isminin, sonraları yayılarak bu dine inananların adı haline
gelmesinden doğmuştur.
Yeniden Aralık ayının erdemleri konusuyla bağlantılı olarak
sözünü etmek gerekirse, Roma'yı etkileyen büyük inanç Mithraizm'le
ilgili bilgi vermek de yerinde olacaktır. Hristiyanlık Roma'da
yayılırken bu köklü inanç giderek silinmiş, silinirken de Hristiyan
inanç sistemine birçok inanış ve ritüel bırakmıştır. Pers inançlarında,
Işık-Güneş Tanrısı Mithra yaratıcı olmaktan ziyade en büyük
tanrı Ahuramazda ile insanlar arsında bir köprü gibidir, Ahuramazda'nın
insanları yönetmek için gözüdür. Bu aracılık yönü ile Hermes'e,
ışık Tanrı olması yönüyle ise Helios ve Apollon'a benzer. Nemrut
Dağı'nın modifiye Mithra'sının Apollon-Mithras-Helios-Hermes
olarak adlandırılmasının nedeni de Tanrı'nın bu kişiliği ile
ilgilidir. Bu inanış Yunan dünyasında Pers-Hellen çekişmeleri
nedeniyle ciddi bir destek bulamazken, Romalı lejyonerler tarafından
bir anda imparatorluğun başkentine ve dört bir yanına taşındı.
Tanrı 21 Aralık'ta ölmekte ve 3 gün sonra 24 Aralık'ı 25'e bağlayan
gece (Noel) tekrar doğmaktaydı (Natalis-Noel-doğum). Tıpkı Mesih'in
çarmıhta ölüp 3 gün sonra dirilişi ve yeryüzüne gelmesi gibi.
Bu inançlar ve kutsal tarihler Hristiyanlığı da etkilemiş ve
Christ-mass Mithraist bir geleneğin devamı olarak Hristiyanlık'taki
yerini almıştır. Bu gece gökyüzünün 3 büyük tanrısını (teslis?)
temsil eden yıldızlar düz bir hat halinde dizilmektedir.
Çam Ağacı süsleme
Konu
yeniyıl olunca çam ağacına değinmemek olmaz ancak burada işler
daha da karışmakta çünkü çamın kutsal kabul edilmediği hiçbir
eski kültür yok gibi! Anadolumuz'un efsanevi tanrıçası Kibele,
Frigyalı delikanlı Attis'e aşık olur ve kendi inançlarının yayıcısı
olması için kendisine sonsuza kadar sadık kalması koşuluyla
tapınağını ona emanet eder. Ancak Attis bir ölümlüdür ve ölümlülere
has bir zaafla sadakat yeminini bozar. Sangaraios (Sakarya Nehri)
Tanrısının kızına gönlünü kaptırır. Düğün sırasında Kibele'yi
gören delikanlı, verdiği sözü yerine getirememenin verdiği utançla
erkeklik organını keserek Tanrıçaya sunar. Kesilen organdan
çıkan kanlardan çiçekler (menekşe?) doğar. Delikanlı bununla
da yetinmez ve kendini öldürmeye kalkışır. Bunu yapmadan önce
Kibele (Kübele) ona acır ve onu bir çam ağacına dönüştürür.
Çamın, aşkın ölümsüzlüğünün sembolü olduğu için yaz-kış yapraklarını
dökmediğine, hep yeşil kaldığına inanılır. Kibele-Attis kültü
oldukça derin bir bereket kültüdür aslında ve benzer örneklerine
değişik mitolojilerde rastlanır. Çam kozalağı ise Attis'in simgesiydi
ve çam ağacına bereket imgesi olarak tapınılırdı. Bugün bile
Anadolumuz'da yaşayan bir inançla; kozalak bereket sembolü olarak
evlerde saklanır, zaman zaman da nazarlıklarda yerini alır.
İskandinav
Tanrısı Odin, dünyayı yarattıktan sonra "evrenin ağacı"
denilen çam ağacına kendini asar ve böylelikle İsa'nın da bir
niteliği kabul edilen hikmet ve bilgiye (sophia) dönüşür. Bu
efsanede Odin'in kendini feda edişi, daha sonra Hristiyanlarca
İsa'nın çarmıhta kendini feda edişi ile özdeşleştirilmiştir.
Pavlus'a
göre İsa'nın çarmıhta kendini feda edişi, Adem ve Havva'nın
nesiller boyu insanlığa bulaşan ilk günahının temizlenmesi anlamına
da geliyordu.
Bir
başka teoriye göre ise, çam ağacı ve mumlar antik Aryan inançlarındaki
Yule festivalinden gelmektedir. Çam ağacı ölümsüzlüğü temsil
etmekte, yakılan mumlar ise kötü ruhları kovmak için kullanılmaktaydı.
Mumlar yakılarak ağaca bağlanıyordu. Gündüzlerin kısa olduğu
İskandinav ülkelerinde Hristiyanlık öncesi Yule kutlamaları
yılın en kısa gündüzlerinden birinde yapılan bir pagan kutlamasıyla
25 Aralık tarihine denk geliyordu (buyurun yine Aralık ve 25'i
! ). Yule kelimesi, yıldönümünü ve değişimi temsilen Nordik
dillerde tekerlek anlamındaki hjol-wheel kelimesinden gelmekteydi
(6).
Her
ne kadar Noel'de Çam süslemenin ilk olarak 1605'te Almanya'da
görülüp oradan Fransa'ya geçtiği ve 1841'de Prens Albert'in
Windsor Şatosunda karısı Viktorya ve çocukları adına İngiltere'nin
ilk Noel ağacını diktiği (7) kabul edilse de Çam ağacı
süslemek bir Hristiyan geleneği olmadan çok önceleri eski bir
Türk geleneğiydi. Eski Türk inançlarına göre, yerin göbeği sayılan
yeryüzünün tam ortasında bir "Akçam" ağacı bulunuyordu.
Bu ağacın tepesi de gökyüzünde oturan Tanrı Ülgen'in sarayına
kadar uzanıyordu. Bugün halı, kilim, çini, kumaş, kalemişi süslemelerinde
gördüğümüz "hayat ağacı" figürü de tam olarak bu ağacın
Türk Sanatındaki devamı niteliğindeki betimlemelerdir. Eski
Türk inançlarında güneş çok önemli bir yer tutmakta ve gecelerin
kısalıp gündüzlerin uzamaya başladığı 22 Aralık'ta (yine mi
Aralık!) gece gündüzle savaşmakta ve gündüze yenilmekteydi.
Güneşin zaferi bir tür "yeniden doğma" kabul edilerek
"nardugan" (nar: güneş, tugan/dugan: doğan) adıyla
bir bayram olarak kutlanmaktaydı. İşte bu güneşin yeniden doğuşunu,
özgür bırakılışını büyük şenliklerle "akçam ağacı"
altında kutluyorlardı. Güneşi geri verdiği için Tanrı Ülgen'e
dua ediyorlardı. Duaları tanrıya ulaşsın diye de ağacın altına
hediyeler koyup dallarına bantlar, bezler bağlayarak o yıl için
dileklerini diliyorlardı (8). Anadolu'da her yerde karşımıza
çıkan, ağaçlara bez bağlayarak dilek dileme geleneği, bu eski
Türk geleneğinin devamı değildir de nedir?
Yılbaşı sofralarının mütemmim cüz'ü
Hindi ve "Turkey" meselesi!
Sanırım
doğrudan yılbaşıyla ilgili olan Türk halkının en çok sitem ettiği
meselelerden biri de şu "Turkey" sorunumuzdur! İşin
özü; Noel ve Şükran günü geleneksel yemeklerinin baş tacı olan
bu kuşun adının ülkemize verilmiş olması değil, ülkemizin adının
bu kuşa verilmesidir. Olaya bu pencereden bakınca bu çok rahatsız
edici bir sorun gibi görünmeyecektir sanırım! Türkler bugün
Anadolu diye de adlandırdığımız bu Coğrafya'ya ancak Atatürk
sayesinde "Türkiye" demeye başlamışlardır. Halbuki
Cumhuriyet'e kadar bu güzel ülkeyi bizler "Türk" kelimesiyle
ilgisi olmayan değişik birçok isimle ifade ederken ona ilk kez
Turchia/Turkhia adını Batılılar vermişlerdir. Bizanslıların
kullandığı ve "Türklerin Ülkesi" anlamına gelen Orta
Asya için kullanılan bu ad, daha sonra 12. yüzyılda İtalyan
(Venedik-Ceneviz) tüccarlar tarafından Turchia(Turkhia) ve Turkmenia
olarak ilk kez Anadolu (Diyar-ı Rum: Roma Ülkesi) için de kullanılmıştır
(9).
Hindi yemenin Noel geleneği olması da oldukça ilginçtir.
İngiltere'de özel gecelerde kaz veya domuz kafası yemek oldukça
eski bir gelenekti. Fakat her nasılsa 16. yüzyılda, bu gelenekler,
İngiltere'nin yeni tanıdığı bir kuşla, "hindi" ile
değişti. Tüccar William Strickland, 1526'da 6 adet hindiyi yeni
bir kıta olduğu henüz anlaşılmış olan Amerika'dan getirerek,
Bristol'de sattı ve bu hayvanı Kadim dünya ile tanıştırdı. Güzel
lezzeti ile kısa zamanda popüler olan bu kuş, bir yeniyıl geleneği
olarak Noel sofralarındaki yerini almaya başladı. Yeni kıtaya
yerleşmiş Amerikalıların ise bu kuşu keşfetmesi çiftçiler sayesinde
olmuştur. Tütün tarlalarındaki zararlılarla mücadele etmek için
hindileri kullanan çiftçiler, tütün hasadı sonrası, bir sonraki
yıla kadar ihtiyaç duyulmayan bu kuşlarla önce Şükran Günü sonra
ise Noel sofralarını süslemeye başladılar.
ABD'de
yaşayan Giancarlo Casale adlı bir araştırmacı, hindiye İngilizcede
neden bir ülkenin adının (Turkey) verildiğini merak etmiş ve
birçok dilde yaptığı araştırmada şu ilginç sonuca ulaşmıştır;
-
Portekizce hindiye "Peru" deniliyor. (Bir ülke adı)
-
Türkçe'deki adı ise bildiğiniz üzere hindi (Hindistan'dan dolayı
yine bir ülke adı)
-
Arapçada hindiye "Etopya Kuşu" deniliyor (Yine bir
başka ülke adı)
-
Yunancada "gallapoula" yani Fransız Kızı deniliyor
(Bu kez de bir başka ülke adı)
-
Fransızlar bizdekine yakın olarak "d'inde" diyorlar
ve yine bizdekiyle aynı anlama geliyor; Hindistan'dan gelen
-
Almanlar ve Ruslarda kendi dillerinde "Hindistan'dan gelme"
adını kullanıyorlar.
-
Asıl ilginç olanı ise Hintliler birçok ülkenin kendi adlarıyla
bildiği hindiyi bilmiyorlar ve ülkelerinde olmadığı için İngilizceden
alınma "turkey" kelimesini kullanıyorlar!
-İtalyanlar
ise hindi için sadece kuş anlamına gelen "tacchino"yu
kullanırken Türk adını "Grano Turco" olarak Türk buğdayı
anlamında mısıra veriyorlar. Biz Türkler ise mısır'ı bir başka
ülkenin Mısır'ın adıyla biliyoruz!
Sonuç
olarak Casale çareyi ABD'de yaşayan filolog Şinasi Tekin'e danışmakta
buluyor ve Prof. Tekin'e göre; bizim "çulluk" adını
verdiğimiz, hindiye benzeyen ama ondan daha küçük ve daha lezzetli
olan bu kuşu İngilizler ilk olarak ülkemizde tanımış ve Amerika'nın
keşfinden sonra gördükleri ona benzeyen bir başka türü "çulluk"
sanarak Türkiye kuşu anlamında "Turkey bird" diye
adlandırmıştır. Bu kelime sonraları kısalarak "turkey"
şeklini almıştır.
Noel
Baba'ydı, çamdı, hindiydi, kuştu derken dere tepe düz gittik;
bir de arkamıza baktık ki bir arpa boyu yol gittik! Kökenleri
ne olursa olsun, hangi inançlardan kaynağını alırsa alsın; "merhaba
neşe, güle güle keder; yeniyıl, yeniyıl, yeniyıl güzel"
Mutlu
seneler..
Dipnotlar
1- Myra,
Antalya ili Demre ilçesi sınırları içinde kalan antik bir Likya
kenti.
2- Kökeni oldukça eskilere dayana muhtemelen bir Musevi
geleneği. Günümüzde Rum ve Ermeni ailelerde kısmen yaşayan bir
gelenek. Damata gelin tarafından verilen ve erkeğe sermaye olabilecek
mal ya da para.
3- 270 yılında doğan ve Libyalı olduğu düşünülen Antakya
piskoposu. Teslis inancına karşı gelerek İsa'nın Tanrısal kişiliğini
reddettmesi ile Hristiyan dünyasında derin tartışmalara neden
olmuştur. 1. İznik Konsilinde görüşleri heretik (dindışı) ilan
edilerek sürgüne gönderildi. 336 yılında zehirlenerek öldürüldü.
4- Y. Emre Gürbüz, NTV Tarih Dergisi, Ocak 2010 sayısı.
5- Bir kilisenin altında bulunan, erken kristiyanlıkta
çoğunlukla gizli ibadetler için kullanılırken daha sonra bir
yeraltı mezar şapeli niteliği kazanan oda.
6- Doç. Dr. Bülent Şenay, TDV İslam Ansiklopedisi.
7- NATO-SHAPE 2001-2002 OPS DIV Christmas And Holiday
Customs Between Member Countries. (Baskısı tarafımdan yapılmıştır:)
8- Prof. Dr. Muazzez İlmiye Çığ, Sümerolog.
9- Prof. Dr. İlber Ortaylı.
BU KONUYA YORUM
EKLE
Yorumlar:
Bu yazıya henüz yorum yapılmamış.
|